Kendilerini tanıtırken "Halkın meclisi" tarafından görevlendirildiklerini söyleyen bir heyet II. Abdulhamid e şöyle derler: "Biz meclisten geliyoruz. Fetva var, millet seni azletti ama hayatınız emindir." Bu sözler Abdulhamid e meşhur Yıldız sarayının önünde söylenir.
O saray ki şanı yedi cihana ulaşmış. Deniyor ki; "Abdulhamid o sarayda altın tabaklarda yemek yermiş, devlet kötü durumda iken kendisi orda zevk-i sefa sürerlermiş. Cariyeleri ile hoş vakitler geçirirlermiş."
Fetva okunduktan sonra sultan metin bir şekilde, "Elimden geldiği kadar hizmet ettim, memleketimin selameti için çalıştım." der.
İktidarı ellerine alan ittihatçılar bir ekip kurarlar. Ekibin görevi ünü almış yürümüş Yıldız sarayında ki malvarlığını saymak ve kayda geçmektir.
Ekipte öyle birisi varki bugünlerde ismini herkes çok iyi biliyor. Kitaplarından uyarlama diziler ile "Gün ışığı" tutuyor hayatımıza.(Dizi olayına girmek istemiyorum, zira küfretmemeye çalıştığım bir dönemdeyim.) Neyse bahsettiğim isim Halit Ziya Uşaklıgil evet o adam Behlül ün yaratıcısı, hayatımızın aşkını bize anlatan dizi, Halit Ziyanın aynı isimli kitabından esinlenerek yapılmış.
Dönelim saraya ekip toplanır ve gider. "Kızıl sultan" denilen Abdulhamid in mabedine gidiliyor tabiki beklenti çok büyük.
Halit Ziya Uşaklıgil anlatıyor;
"İlk şaşırmak ilk adımda başladı diyorum. Daire-i hususiye bu muydu? Bütün Abdulhamid siyasetinin mihveri şu basık tavanlı loş köşecikten ve onun, içi tıklık tıklık kağıd desteleriyle dolu dolaplarından ibaret miydi?
Medhalden (girişten) sonra hemen ilk karanlık odada bir divan gösterdiler. Bu, Abdulhamid'in istirahat yeriydi. Belki de yatağı... Zaten daire-i hususiyede en basit şekilde bile bir yatak odası görmedik. Daire-i hususiyeye bitişik ve oldukça güzel bir bina olan iki katlı dairede de hemen hiç eşya kalmamıştı.
Daire-i hususiyede yazı odası denebilecek bir yerde cidden güzel yeni tarzda, bazan da pek kıymetli değişik eşya vardı. Kalemlere varıncaya kadar tespit ve terkim edilmiş(rakamlandırılmış, yazılmış) olan bu eşyayı şöyle bir kuşbakışı görerek padilahın hususi hamamını, bir kenarda içinde yumurta yenmiş sahanı ile bir tepsi, gene onun hususi eğlence yerini teşkil eden marangozhaneyi gördükten sonra küçük mabeyn namiyle anılan daireye geçtik"
Hemen peşinden Münir sirer yazıyor; "Fakat tuhafı şu ki, Abdulhamid in yattığı odadaki karyola, en adi hastanelerde kullanılan cinstendi."
Vay be yıllarca anlatılan "Kızıl sultan", "zalim hükümdar" sanki gayet mütevazi imiş. 33 yıl süren hükümdarlık hayatında önüne gelen onaylanmış idam kararlarını dahi affeden bir kızıllık.
Tarih bilinmeyenlerde gizliymiş sanki.
Mustafa Armağan'a kendi adıma Teşekkür ederim.